1000 İngilizce kelime ve Türkçe anlamları
İngilizcede yaygın kullanılan 1000 kelimeyi, örnek cümleleri ve Türkçe çevirileriyle incele. Kelimenin türü ve anlamı, verilen örnek cümledeki kullanımına göre gösterilir. İngilizcede aynı kelime farklı bağlamlarda başka anlamlar taşıyabilir.
Bu liste 1000 yaygın İngilizce kelime listesini temel alır. Tek bir evrensel sıklık sıralaması yoktur; çekimli biçimler ayrı satırlardır. Örnek cümleler bu site için hazırlanmıştır.
Kelime kartlarıyla öğrenmeye başla →
| No. | İngilizce | Türkçe | Türü | Örnek cümle ve çevirisi |
|---|---|---|---|---|
| 1 | the | belirli tanımlık | tanımlık | Please close the door. Lütfen kapıyı kapat. |
| 2 | of | -ın, -in; ait | edat | This is a cup of tea. Bu bir fincan çay. |
| 3 | to | -e, -a | edat | We walk to school. Okula yürüyerek gideriz. |
| 4 | and | ve | bağlaç | I like tea and coffee. Çay ve kahveyi severim. |
| 5 | a | bir | tanımlık | She has a bicycle. Onun bir bisikleti var. |
| 6 | in | içinde | edat | The keys are in my bag. Anahtarlar çantamın içinde. |
| 7 | is | -dır; olmak (tekil) | fiil | The weather is nice. Hava güzeldir. |
| 8 | it | o (cansız/hayvan) | zamir | It is on the table. O, masanın üzerinde. |
| 9 | you | sen, siz | zamir | You are my friend. Sen benim arkadaşımsın. |
| 10 | that | şu, o | belirleyici | That house is very old. Şu ev çok eski. |
| 11 | he | o (erkek) | zamir | He works here. O burada çalışıyor. |
| 12 | was | idi (tekil) | fiil | Yesterday was cold. Dün hava soğuktu. |
| 13 | for | için | edat | This gift is for you. Bu hediye senin için. |
| 14 | on | üzerinde | edat | The book is on the desk. Kitap çalışma masasının üzerinde. |
| 15 | are | olmak (çoğul / you) | fiil | They are at home. Onlar evdedir. |
| 16 | with | ile | edat | I live with my family. Ailemle yaşıyorum. |
| 17 | as | olarak | edat | She works as a nurse. O hemşire olarak çalışıyor. |
| 18 | I | ben | zamir | I enjoy reading. Ben okumaktan hoşlanırım. |
| 19 | his | onun (erkek) | belirleyici | His name is Ali. Onun adı Ali. |
| 20 | they | onlar | zamir | They live in Ankara. Onlar Ankara'da yaşıyor. |
| 21 | be | olmak | fiil | Please be careful. Lütfen dikkatli ol. |
| 22 | at | -de, -da | edat | We meet at the station. İstasyonda buluşuruz. |
| 23 | one | bir | sayı | I have one question. Bir sorum var. |
| 24 | have | sahip olmak | fiil | I have a small garden. Küçük bir bahçem var. |
| 25 | this | bu | belirleyici | This book is interesting. Bu kitap ilginç. |
| 26 | from | -den, -dan | edat | I am from Türkiye. Ben Türkiye'denim. |
| 27 | or | veya | bağlaç | Would you like tea or coffee? Çay mı kahve mi istersiniz? |
| 28 | had | sahipti (have geçmiş) | fiil | We had a great time. Harika vakit geçirdik. |
| 29 | by | yanında | edat | She is standing by the window. O pencerenin yanında duruyor. |
| 30 | not | değil | zarf | I am not tired. Yorgun değilim. |
| 31 | word | kelime | isim | Write one word here. Buraya bir kelime yaz. |
| 32 | but | ama | bağlaç | It is small but comfortable. Küçük ama rahat. |
| 33 | what | ne | zamir | What is your name? Adın ne? |
| 34 | some | biraz, bazı | belirleyici | I need some water. Biraz suya ihtiyacım var. |
| 35 | we | biz | zamir | We study every day. Biz her gün ders çalışırız. |
| 36 | can | -ebilmek | yardımcı fiil | I can swim. Yüzebilirim. |
| 37 | out | dışarı | zarf | Let's go out. Hadi dışarı çıkalım. |
| 38 | other | diğer | sıfat | Use the other door. Diğer kapıyı kullan. |
| 39 | were | idi (çoğul / you) | fiil | We were late. Geç kaldık. |
| 40 | all | bütün, tüm | belirleyici | All students are welcome. Bütün öğrenciler gelebilir. |
| 41 | there | orada | zarf | Put your bag there. Çantanı oraya koy. |
| 42 | when | ne zaman | zarf | When does the train leave? Tren ne zaman kalkıyor? |
| 43 | up | yukarı | zarf | Look up at the sky. Başını kaldırıp gökyüzüne bak. |
| 44 | use | kullanmak | fiil | You can use my pen. Kalemimi kullanabilirsin. |
| 45 | your | senin, sizin | belirleyici | Where is your phone? Telefonun nerede? |
| 46 | how | nasıl | zarf | How do you feel? Nasıl hissediyorsun? |
| 47 | said | söyledi (say geçmiş) | fiil | She said hello. O merhaba dedi. |
| 48 | an | bir (ünlü sesten önce) | tanımlık | He ate an apple. O bir elma yedi. |
| 49 | each | her bir | belirleyici | Each student has a book. Her öğrencinin bir kitabı var. |
| 50 | she | o (kadın) | zamir | She speaks English. O İngilizce konuşuyor. |
| 51 | which | hangi | belirleyici | Which bus goes downtown? Hangi otobüs şehir merkezine gidiyor? |
| 52 | do | yapmak | fiil | I do my homework after dinner. Akşam yemeğinden sonra ödevimi yaparım. |
| 53 | their | onların | belirleyici | Their house is nearby. Onların evi yakında. |
| 54 | time | zaman | isim | We have plenty of time. Bolca zamanımız var. |
| 55 | if | eğer | bağlaç | Call me if you need help. Yardıma ihtiyacın olursa beni ara. |
| 56 | will | -ecek, -acak | yardımcı fiil | I will call you tomorrow. Seni yarın arayacağım. |
| 57 | way | yol, yöntem | isim | This is the best way to learn. Bu, öğrenmenin en iyi yolu. |
| 58 | about | hakkında | edat | Tell me about your trip. Bana gezini anlat. |
| 59 | many | çok, birçok | belirleyici | There are many books here. Burada birçok kitap var. |
| 60 | then | sonra | zarf | We ate dinner and then left. Akşam yemeğini yedik ve sonra ayrıldık. |
| 61 | them | onları, onlara | zamir | I know them well. Onları iyi tanıyorum. |
| 62 | write | yazmak | fiil | Please write your name. Lütfen adını yaz. |
| 63 | would | -erdi; rica kipi | yardımcı fiil | Would you help me? Bana yardım eder misiniz? |
| 64 | like | sevmek | fiil | I like this song. Bu şarkıyı seviyorum. |
| 65 | so | bu yüzden | bağlaç | It was late, so we left. Geç olmuştu, bu yüzden ayrıldık. |
| 66 | these | bunlar | belirleyici | These shoes are comfortable. Bu ayakkabılar rahat. |
| 67 | her | onun (kadın) | belirleyici | Her sister is a teacher. Onun kız kardeşi öğretmen. |
| 68 | long | uzun | sıfat | It was a long journey. Uzun bir yolculuktu. |
| 69 | make | yapmak, üretmek | fiil | Let's make a cake. Hadi bir kek yapalım. |
| 70 | thing | şey | isim | What is that thing? Şu şey ne? |
| 71 | see | görmek | fiil | I can see the sea. Denizi görebiliyorum. |
| 72 | him | onu, ona (erkek) | zamir | Please tell him the news. Lütfen ona haberi söyle. |
| 73 | two | iki | sayı | We need two tickets. İki bilete ihtiyacımız var. |
| 74 | has | sahiptir (have tekil) | fiil | She has a new job. Onun yeni bir işi var. |
| 75 | look | bakmak | fiil | Look at this picture. Bu resme bak. |
| 76 | more | daha fazla | belirleyici | I need more time. Daha fazla zamana ihtiyacım var. |
| 77 | day | gün | isim | Have a nice day. İyi günler. |
| 78 | could | -ebilirdi | yardımcı fiil | I could run fast as a child. Çocukken hızlı koşabilirdim. |
| 79 | go | gitmek | fiil | We go to school by bus. Okula otobüsle gideriz. |
| 80 | come | gelmek | fiil | Please come inside. Lütfen içeri gel. |
| 81 | did | yaptı (do geçmiş) | fiil | He did the dishes. O bulaşıkları yıkadı. |
| 82 | number | sayı, numara | isim | What is your phone number? Telefon numaran ne? |
| 83 | sound | ses | isim | I heard a strange sound. Tuhaf bir ses duydum. |
| 84 | no | hayır | ünlem | No, thank you. Hayır, teşekkür ederim. |
| 85 | most | en çok, çoğu | belirleyici | Most people like music. Çoğu insan müziği sever. |
| 86 | people | insanlar | isim | Many people live here. Burada birçok insan yaşıyor. |
| 87 | my | benim | belirleyici | This is my room. Bu benim odam. |
| 88 | over | üzerinden | edat | The plane flew over the city. Uçak şehrin üzerinden uçtu. |
| 89 | know | bilmek | fiil | I know the answer. Cevabı biliyorum. |
| 90 | water | su | isim | Please drink some water. Lütfen biraz su iç. |
| 91 | than | -den (karşılaştırma) | bağlaç | She is taller than me. O benden daha uzun boylu. |
| 92 | call | aramak | fiil | Call me after work. İşten sonra beni ara. |
| 93 | first | ilk, birinci | sıfat | This is my first lesson. Bu benim ilk dersim. |
| 94 | who | kim | zamir | Who is at the door? Kapıda kim var? |
| 95 | may | -ebilir (olasılık) | yardımcı fiil | It may rain tonight. Bu gece yağmur yağabilir. |
| 96 | down | aşağı | zarf | Please sit down. Lütfen otur. |
| 97 | side | taraf, yan | isim | Stand on this side. Bu tarafta dur. |
| 98 | been | olmuş (be üçüncü hâl) | fiil | I have been busy today. Bugün meşguldüm. |
| 99 | now | şimdi | zarf | We can leave now. Şimdi çıkabiliriz. |
| 100 | find | bulmak | fiil | I cannot find my keys. Anahtarlarımı bulamıyorum. |
| 101 | any | herhangi bir | belirleyici | Do you have any questions? Herhangi bir sorunuz var mı? |
| 102 | new | yeni | sıfat | I bought a new phone. Yeni bir telefon aldım. |
| 103 | work | çalışmak | fiil | I work in an office. Bir ofiste çalışıyorum. |
| 104 | part | parça, bölüm | isim | This is the easy part. Bu, kolay bölüm. |
| 105 | take | almak | fiil | Take an umbrella with you. Yanına bir şemsiye al. |
| 106 | get | elde etmek, almak | fiil | Where can I get a ticket? Nereden bilet alabilirim? |
| 107 | place | yer | isim | This is a quiet place. Burası sessiz bir yer. |
| 108 | made | yaptı (make geçmiş) | fiil | She made a cake. O bir kek yaptı. |
| 109 | live | yaşamak | fiil | I live near the park. Parkın yakınında yaşıyorum. |
| 110 | where | nerede | zarf | Where is the station? İstasyon nerede? |
| 111 | after | sonra | edat | We went home after lunch. Öğle yemeğinden sonra eve gittik. |
| 112 | back | geri | zarf | Please come back soon. Lütfen yakında geri gel. |
| 113 | little | küçük | sıfat | They have a little dog. Onların küçük bir köpeği var. |
| 114 | only | sadece | zarf | I only need one ticket. Sadece bir bilete ihtiyacım var. |
| 115 | round | yuvarlak | sıfat | We bought a round table. Yuvarlak bir masa aldık. |
| 116 | man | adam, erkek | isim | The man is waiting outside. Adam dışarıda bekliyor. |
| 117 | year | yıl | isim | We moved here last year. Buraya geçen yıl taşındık. |
| 118 | came | geldi (come geçmiş) | fiil | My friend came early. Arkadaşım erken geldi. |
| 119 | show | göstermek | fiil | Please show me the map. Lütfen bana haritayı göster. |
| 120 | every | her | belirleyici | I walk every morning. Her sabah yürürüm. |
| 121 | good | iyi | sıfat | That is a good idea. Bu iyi bir fikir. |
| 122 | me | beni, bana | zamir | Can you help me? Bana yardım edebilir misin? |
| 123 | give | vermek | fiil | Please give me a minute. Lütfen bana bir dakika ver. |
| 124 | our | bizim | belirleyici | Our teacher is friendly. Öğretmenimiz arkadaş canlısı. |
| 125 | under | altında | edat | The cat is under the chair. Kedi sandalyenin altında. |
| 126 | name | isim | isim | What is your name? Adın ne? |
| 127 | very | çok | zarf | This book is very useful. Bu kitap çok yararlı. |
| 128 | through | içinden, boyunca | edat | We walked through the forest. Ormanın içinden yürüdük. |
| 129 | just | az önce | zarf | I just finished my homework. Ödevimi az önce bitirdim. |
| 130 | form | form | isim | Please fill in this form. Lütfen bu formu doldur. |
| 131 | sentence | cümle | isim | Read the sentence aloud. Cümleyi sesli oku. |
| 132 | great | harika | sıfat | You did a great job. Harika bir iş çıkardın. |
| 133 | think | düşünmek | fiil | I think you are right. Bence haklısın. |
| 134 | say | söylemek | fiil | What did you say? Ne dedin? |
| 135 | help | yardım etmek | fiil | Can you help with dinner? Akşam yemeğinin hazırlanmasına yardım edebilir misin? |
| 136 | low | alçak, düşük | sıfat | The price is low. Fiyat düşük. |
| 137 | line | çizgi | isim | Draw a straight line. Düz bir çizgi çiz. |
| 138 | differ | farklı olmak | fiil | Our opinions differ. Görüşlerimiz farklı. |
| 139 | turn | dönmek | fiil | Turn left at the corner. Köşeden sola dön. |
| 140 | cause | neden olmak | fiil | Heavy rain can cause floods. Şiddetli yağmur sellere neden olabilir. |
| 141 | much | çok (sayılamayan) | belirleyici | We do not have much time. Fazla zamanımız yok. |
| 142 | mean | anlamına gelmek | fiil | What does this word mean? Bu kelime ne anlama geliyor? |
| 143 | before | önce | edat | Wash your hands before dinner. Akşam yemeğinden önce ellerini yıka. |
| 144 | move | hareket etmek, taşınmak | fiil | We plan to move next month. Gelecek ay taşınmayı planlıyoruz. |
| 145 | right | doğru | sıfat | That is the right answer. Bu doğru cevap. |
| 146 | boy | erkek çocuk | isim | The boy is playing outside. Erkek çocuk dışarıda oynuyor. |
| 147 | old | eski, yaşlı | sıfat | This is an old photograph. Bu eski bir fotoğraf. |
| 148 | too | de, da; ayrıca | zarf | I like this song too. Ben de bu şarkıyı seviyorum. |
| 149 | same | aynı | sıfat | We have the same bag. Aynı çantaya sahibiz. |
| 150 | tell | anlatmak, söylemek | fiil | Tell me your story. Bana hikâyeni anlat. |
| 151 | does | yapar (do tekil) | fiil | She does yoga every morning. O her sabah yoga yapıyor. |
| 152 | set | takım, set | isim | I bought a set of cups. Bir fincan takımı aldım. |
| 153 | three | üç | sayı | There are three chairs. Üç sandalye var. |
| 154 | want | istemek | fiil | I want a glass of water. Bir bardak su istiyorum. |
| 155 | air | hava | isim | We need some fresh air. Biraz temiz havaya ihtiyacımız var. |
| 156 | well | iyi (biçimde) | zarf | She sings well. O güzel şarkı söylüyor. |
| 157 | also | ayrıca | zarf | He also speaks Turkish. O ayrıca Türkçe konuşuyor. |
| 158 | play | oynamak | fiil | Children play in the park. Çocuklar parkta oynuyor. |
| 159 | small | küçük | sıfat | We have a small kitchen. Küçük bir mutfağımız var. |
| 160 | end | son | isim | Read to the end. Sonuna kadar oku. |
| 161 | put | koymak | fiil | Put the cup on the table. Fincanı masanın üzerine koy. |
| 162 | home | ev | isim | Our home is near the sea. Evimiz denizin yakınında. |
| 163 | read | okumak | fiil | I read before bed. Yatmadan önce okurum. |
| 164 | hand | el | isim | Raise your hand. Elini kaldır. |
| 165 | port | liman | isim | The ship arrived at the port. Gemi limana vardı. |
| 166 | large | büyük | sıfat | They live in a large house. Onlar büyük bir evde yaşıyor. |
| 167 | spell | harf harf söylemek | fiil | Can you spell your name? Adını harf harf söyleyebilir misin? |
| 168 | add | eklemek | fiil | Add some sugar to the tea. Çaya biraz şeker ekle. |
| 169 | even | bile | zarf | Even my brother liked it. Erkek kardeşim bile beğendi. |
| 170 | land | kara, arazi | isim | They bought some land. Biraz arazi satın aldılar. |
| 171 | here | burada | zarf | Please wait here. Lütfen burada bekle. |
| 172 | must | zorunda olmak | yardımcı fiil | You must wear a seat belt. Emniyet kemeri takmalısın. |
| 173 | big | büyük | sıfat | That is a big dog. Şu büyük bir köpek. |
| 174 | high | yüksek | sıfat | The mountain is high. Dağ yüksek. |
| 175 | such | böyle, bu tür | belirleyici | It was such a nice day. Çok güzel bir gündü. |
| 176 | follow | takip etmek | fiil | Follow me to the station. İstasyona kadar beni takip et. |
| 177 | act | davranmak | fiil | Try to act calmly. Sakin davranmaya çalış. |
| 178 | why | neden | zarf | Why are you late? Neden geç kaldın? |
| 179 | ask | sormak | fiil | May I ask a question? Bir soru sorabilir miyim? |
| 180 | men | erkekler | isim | Two men are talking. İki adam konuşuyor. |
| 181 | change | değiştirmek | fiil | I want to change my plan. Planımı değiştirmek istiyorum. |
| 182 | went | gitti (go geçmiş) | fiil | We went to the beach. Plaja gittik. |
| 183 | light | ışık | isim | Turn on the light. Işığı aç. |
| 184 | kind | nazik | sıfat | She is a kind person. O nazik bir insan. |
| 185 | off | kapalı | zarf | The television is off. Televizyon kapalı. |
| 186 | need | ihtiyaç duymak | fiil | I need some help. Biraz yardıma ihtiyacım var. |
| 187 | house | ev | isim | Their house has a garden. Onların evinin bir bahçesi var. |
| 188 | picture | resim | isim | Look at this picture. Bu resme bak. |
| 189 | try | denemek | fiil | Try this exercise. Bu alıştırmayı dene. |
| 190 | us | bizi, bize | zamir | Come with us. Bizimle gel. |
| 191 | again | tekrar | zarf | Please try again. Lütfen tekrar dene. |
| 192 | animal | hayvan | isim | What is your favorite animal? En sevdiğin hayvan hangisi? |
| 193 | point | nokta | isim | Mark the point on the map. Haritada noktayı işaretle. |
| 194 | mother | anne | isim | My mother loves flowers. Annem çiçekleri sever. |
| 195 | world | dünya | isim | I want to travel around the world. Dünyayı dolaşmak istiyorum. |
| 196 | near | yakınında | edat | The shop is near the station. Dükkân istasyonun yakınında. |
| 197 | build | inşa etmek | fiil | They want to build a house. Bir ev inşa etmek istiyorlar. |
| 198 | self | benlik, kişinin kendisi | isim | She has a strong sense of self. Onun güçlü bir benlik algısı var. |
| 199 | earth | dünya, yeryüzü | isim | The earth moves around the sun. Dünya güneşin etrafında döner. |
| 200 | father | baba | isim | My father is a doctor. Babam doktor. |
| 201 | head | baş | isim | Wear a hat on your head. Başına bir şapka tak. |
| 202 | stand | ayakta durmak | fiil | Please stand here. Lütfen burada dur. |
| 203 | own | kendi | sıfat | She has her own room. Onun kendine ait bir odası var. |
| 204 | page | sayfa | isim | Turn to page ten. Onuncu sayfayı aç. |
| 205 | should | -meli, -malı | yardımcı fiil | You should get some rest. Biraz dinlenmelisin. |
| 206 | country | ülke | isim | Türkiye is a beautiful country. Türkiye güzel bir ülke. |
| 207 | found | buldu (find geçmiş) | fiil | I found my keys. Anahtarlarımı buldum. |
| 208 | answer | cevap | isim | Do you know the answer? Cevabı biliyor musun? |
| 209 | school | okul | isim | The school is next to the park. Okul parkın yanında. |
| 210 | grow | büyümek | fiil | These plants grow quickly. Bu bitkiler hızla büyür. |
| 211 | study | ders çalışmak | fiil | I study English every day. Her gün İngilizce çalışıyorum. |
| 212 | still | hâlâ | zarf | She is still at work. O hâlâ işte. |
| 213 | learn | öğrenmek | fiil | I want to learn English. İngilizce öğrenmek istiyorum. |
| 214 | plant | bitki | isim | Water this plant every week. Bu bitkiyi her hafta sula. |
| 215 | cover | örtmek | fiil | Cover the bowl with a plate. Kâsenin üzerini bir tabakla ört. |
| 216 | food | yiyecek | isim | The food smells delicious. Yemek nefis kokuyor. |
| 217 | sun | güneş | isim | The sun is shining. Güneş parlıyor. |
| 218 | four | dört | sayı | We need four plates. Dört tabağa ihtiyacımız var. |
| 219 | between | arasında (iki şey) | edat | Sit between your friends. Arkadaşlarının arasına otur. |
| 220 | state | durum | isim | The house is in a good state. Ev iyi durumda. |
| 221 | keep | saklamak, tutmak | fiil | Keep your ticket. Biletini sakla. |
| 222 | eye | göz | isim | She closed one eye. O bir gözünü kapattı. |
| 223 | never | asla | zarf | I never drink coffee at night. Geceleri asla kahve içmem. |
| 224 | last | son | sıfat | This is the last bus. Bu son otobüs. |
| 225 | let | izin vermek | fiil | Let me help you. Sana yardım etmeme izin ver. |
| 226 | thought | düşünce | isim | I had an interesting thought. Aklıma ilginç bir düşünce geldi. |
| 227 | city | şehir | isim | Istanbul is a large city. İstanbul büyük bir şehir. |
| 228 | tree | ağaç | isim | There is a tree in the garden. Bahçede bir ağaç var. |
| 229 | cross | karşıya geçmek | fiil | Cross the road carefully. Yoldan dikkatlice karşıya geç. |
| 230 | farm | çiftlik | isim | My uncle lives on a farm. Amcam bir çiftlikte yaşıyor. |
| 231 | hard | zor | sıfat | This question is hard. Bu soru zor. |
| 232 | start | başlamak | fiil | We start work at nine. İşe saat dokuzda başlarız. |
| 233 | might | -ebilir (olasılık) | yardımcı fiil | We might go out tonight. Bu gece dışarı çıkabiliriz. |
| 234 | story | hikâye | isim | Tell me a short story. Bana kısa bir hikâye anlat. |
| 235 | saw | gördü (see geçmiş) | fiil | I saw a bird in the garden. Bahçede bir kuş gördüm. |
| 236 | far | uzak | zarf | The station is not far. İstasyon uzak değil. |
| 237 | sea | deniz | isim | We swam in the sea. Denizde yüzdük. |
| 238 | draw | çizmek | fiil | Can you draw a tree? Bir ağaç çizebilir misin? |
| 239 | left | sol | sıfat | Use your left hand. Sol elini kullan. |
| 240 | late | geç | sıfat | Sorry, I am late. Üzgünüm, geç kaldım. |
| 241 | run | koşmak | fiil | I run every morning. Her sabah koşarım. |
| 242 | don't | yapma; do not kısaltması | yardımcı fiil | Don't open the door. Kapıyı açma. |
| 243 | while | iken | bağlaç | I listen to music while I cook. Yemek yaparken müzik dinlerim. |
| 244 | press | basmak | fiil | Press the green button. Yeşil düğmeye bas. |
| 245 | close | kapatmak | fiil | Please close the window. Lütfen pencereyi kapat. |
| 246 | night | gece | isim | It was a cold night. Soğuk bir geceydi. |
| 247 | real | gerçek | sıfat | Is this a real diamond? Bu gerçek bir elmas mı? |
| 248 | life | hayat | isim | Life is full of surprises. Hayat sürprizlerle dolu. |
| 249 | few | az sayıda | belirleyici | Only a few people came. Sadece birkaç kişi geldi. |
| 250 | north | kuzey | isim | We drove toward the north. Kuzeye doğru araba sürdük. |
| 251 | open | açmak | fiil | Please open your book. Lütfen kitabını aç. |
| 252 | seem | görünmek | fiil | You seem happy today. Bugün mutlu görünüyorsun. |
| 253 | together | birlikte | zarf | Let's study together. Hadi birlikte çalışalım. |
| 254 | next | sonraki | sıfat | Take the next train. Bir sonraki trene bin. |
| 255 | white | beyaz | sıfat | She wore a white shirt. O beyaz bir gömlek giydi. |
| 256 | children | çocuklar | isim | The children are at school. Çocuklar okulda. |
| 257 | begin | başlamak | fiil | Let's begin the lesson. Hadi derse başlayalım. |
| 258 | got | aldı (get geçmiş) | fiil | I got a letter today. Bugün bir mektup aldım. |
| 259 | walk | yürümek | fiil | We walk to work. İşe yürüyerek gideriz. |
| 260 | example | örnek | isim | Can you give an example? Bir örnek verebilir misin? |
| 261 | ease | kolaylık, rahatlık | isim | She answered with ease. O kolaylıkla cevap verdi. |
| 262 | paper | kâğıt | isim | Write it on a piece of paper. Bir kâğıda yaz. |
| 263 | group | grup | isim | We work in a small group. Küçük bir grupta çalışıyoruz. |
| 264 | always | her zaman | zarf | I always eat breakfast. Her zaman kahvaltı yaparım. |
| 265 | music | müzik | isim | I enjoy listening to music. Müzik dinlemekten hoşlanırım. |
| 266 | those | şunlar, onlar | belirleyici | Those shoes are mine. Şu ayakkabılar benim. |
| 267 | both | her ikisi | belirleyici | Both answers are correct. Her iki cevap da doğru. |
| 268 | mark | işaret | isim | Make a mark on the page. Sayfaya bir işaret koy. |
| 269 | often | sık sık | zarf | We often visit our grandparents. Büyükanne ve büyükbabamızı sık sık ziyaret ederiz. |
| 270 | letter | mektup | isim | I received a letter today. Bugün bir mektup aldım. |
| 271 | until | -e kadar | edat | Wait until Monday. Pazartesiye kadar bekle. |
| 272 | mile | mil (uzunluk) | isim | The shop is a mile away. Dükkân bir mil uzakta. |
| 273 | river | nehir | isim | A river runs through the city. Şehrin içinden bir nehir geçer. |
| 274 | car | araba | isim | He has a blue car. Onun mavi bir arabası var. |
| 275 | feet | ayaklar | isim | My feet are cold. Ayaklarım üşüyor. |
| 276 | care | bakım, ilgi | isim | This plant needs special care. Bu bitkinin özel bakıma ihtiyacı var. |
| 277 | second | ikinci | sıfat | Take the second street. İkinci sokağa gir. |
| 278 | book | kitap | isim | This book is about history. Bu kitap tarih hakkında. |
| 279 | carry | taşımak | fiil | Can you carry this bag? Bu çantayı taşıyabilir misin? |
| 280 | took | aldı (take geçmiş) | fiil | She took a photo. O bir fotoğraf çekti. |
| 281 | science | bilim | isim | Science helps us understand nature. Bilim doğayı anlamamıza yardımcı olur. |
| 282 | eat | yemek | fiil | We eat lunch at noon. Öğle yemeğini öğlen yeriz. |
| 283 | room | oda | isim | My room is upstairs. Odam üst katta. |
| 284 | friend | arkadaş | isim | My friend lives nearby. Arkadaşım yakında yaşıyor. |
| 285 | began | başladı (begin geçmiş) | fiil | The lesson began at nine. Ders saat dokuzda başladı. |
| 286 | idea | fikir | isim | That is a great idea. Bu harika bir fikir. |
| 287 | fish | balık | isim | There is a fish in the pond. Gölette bir balık var. |
| 288 | mountain | dağ | isim | We climbed the mountain. Dağa tırmandık. |
| 289 | stop | durmak | fiil | Please stop here. Lütfen burada dur. |
| 290 | once | bir kez | zarf | I have been there once. Oraya bir kez gittim. |
| 291 | base | taban, temel | isim | The lamp has a wide base. Lambanın geniş bir tabanı var. |
| 292 | hear | duymak | fiil | Can you hear me? Beni duyabiliyor musun? |
| 293 | horse | at | isim | The horse runs fast. At hızlı koşuyor. |
| 294 | cut | kesmek | fiil | Cut the paper in half. Kâğıdı ikiye kes. |
| 295 | sure | emin | sıfat | Are you sure? Emin misin? |
| 296 | watch | izlemek | fiil | We watch films on weekends. Hafta sonları film izleriz. |
| 297 | color | renk | isim | What is your favorite color? En sevdiğin renk hangisi? |
| 298 | face | yüz | isim | Wash your face. Yüzünü yıka. |
| 299 | wood | ahşap, odun | isim | The table is made of wood. Masa ahşaptan yapılmış. |
| 300 | main | ana, başlıca | sıfat | This is the main entrance. Burası ana giriş. |
| 301 | enough | yeterli | belirleyici | We have enough food. Yeterince yiyeceğimiz var. |
| 302 | plain | sade | sıfat | I prefer a plain shirt. Sade bir gömlek tercih ederim. |
| 303 | girl | kız çocuk | isim | The girl is reading. Kız çocuğu kitap okuyor. |
| 304 | usual | alışılmış | sıfat | We met at the usual place. Her zamanki yerde buluştuk. |
| 305 | young | genç | sıfat | He is a young teacher. O genç bir öğretmen. |
| 306 | ready | hazır | sıfat | Are you ready? Hazır mısın? |
| 307 | above | yukarısında | edat | The lamp is above the table. Lamba masanın yukarısında. |
| 308 | ever | hiç (soru bağlamı) | zarf | Have you ever visited Ankara? Hiç Ankara'yı ziyaret ettin mi? |
| 309 | red | kırmızı | sıfat | She has a red bag. Onun kırmızı bir çantası var. |
| 310 | list | liste | isim | Write a shopping list. Bir alışveriş listesi yaz. |
| 311 | though | rağmen | bağlaç | We went out though it was raining. Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık. |
| 312 | feel | hissetmek | fiil | I feel better today. Bugün daha iyi hissediyorum. |
| 313 | talk | konuşmak | fiil | Let's talk after lunch. Öğle yemeğinden sonra konuşalım. |
| 314 | bird | kuş | isim | A bird is singing outside. Dışarıda bir kuş ötüyor. |
| 315 | soon | yakında | zarf | See you soon. Yakında görüşürüz. |
| 316 | body | vücut | isim | Exercise is good for your body. Egzersiz vücudun için iyidir. |
| 317 | dog | köpek | isim | Our dog likes walking. Köpeğimiz yürümeyi sever. |
| 318 | family | aile | isim | My family lives in Izmir. Ailem İzmir'de yaşıyor. |
| 319 | direct | doğrudan | sıfat | Is there a direct flight? Doğrudan uçuş var mı? |
| 320 | pose | poz vermek | fiil | Please pose for the photo. Lütfen fotoğraf için poz ver. |
| 321 | leave | ayrılmak | fiil | We leave at eight. Saat sekizde ayrılırız. |
| 322 | song | şarkı | isim | This is my favorite song. Bu benim en sevdiğim şarkı. |
| 323 | measure | ölçmek | fiil | Measure the table first. Önce masayı ölç. |
| 324 | door | kapı | isim | Someone is at the door. Kapıda biri var. |
| 325 | product | ürün | isim | This product is easy to use. Bu ürünün kullanımı kolay. |
| 326 | black | siyah | sıfat | He wears a black coat. O siyah bir palto giyiyor. |
| 327 | short | kısa | sıfat | Let's take a short break. Kısa bir mola verelim. |
| 328 | numeral | rakam, sayı simgesi | isim | V is a Roman numeral. V bir Roma rakamıdır. |
| 329 | class | sınıf, ders | isim | Our class starts at ten. Dersimiz saat onda başlıyor. |
| 330 | wind | rüzgâr | isim | The wind is strong today. Bugün rüzgâr kuvvetli. |
| 331 | question | soru | isim | I have a question. Bir sorum var. |
| 332 | happen | olmak, meydana gelmek | fiil | What will happen next? Sırada ne olacak? |
| 333 | complete | tamamlamak | fiil | Please complete the form. Lütfen formu tamamla. |
| 334 | ship | gemi | isim | The ship left the port. Gemi limandan ayrıldı. |
| 335 | area | alan, bölge | isim | This area is quiet. Bu bölge sessiz. |
| 336 | half | yarım | belirleyici | We ate half the cake. Kekin yarısını yedik. |
| 337 | rock | kaya | isim | We sat on a large rock. Büyük bir kayanın üzerine oturduk. |
| 338 | order | sipariş | isim | Your order is ready. Siparişiniz hazır. |
| 339 | fire | ateş, yangın | isim | Keep away from the fire. Ateşten uzak dur. |
| 340 | south | güney | isim | They moved to the south. Güneye taşındılar. |
| 341 | problem | sorun | isim | We have a small problem. Küçük bir sorunumuz var. |
| 342 | piece | parça | isim | Would you like a piece of cake? Bir parça kek ister misin? |
| 343 | told | söyledi (tell geçmiş) | fiil | She told me the truth. O bana gerçeği söyledi. |
| 344 | knew | biliyordu (know geçmiş) | fiil | I knew the answer. Cevabı biliyordum. |
| 345 | pass | geçmek | fiil | The bus will pass the school. Otobüs okulun önünden geçecek. |
| 346 | since | -den beri | edat | I have lived here since 2020. 2020'den beri burada yaşıyorum. |
| 347 | top | üst, tepe | isim | Put it on top of the box. Onu kutunun üstüne koy. |
| 348 | whole | bütün | sıfat | We spent the whole day outside. Bütün günü dışarıda geçirdik. |
| 349 | king | kral | isim | The king lived in a castle. Kral bir kalede yaşıyordu. |
| 350 | space | alan, boşluk | isim | There is space for one more chair. Bir sandalye daha için yer var. |
| 351 | heard | duydu (hear geçmiş) | fiil | I heard the news. Haberi duydum. |
| 352 | best | en iyi | sıfat | This is the best option. Bu en iyi seçenek. |
| 353 | hour | saat (süre) | isim | The journey takes an hour. Yolculuk bir saat sürüyor. |
| 354 | better | daha iyi | sıfat | I feel better now. Şimdi daha iyi hissediyorum. |
| 355 | true | doğru, gerçek | sıfat | Is that story true? O hikâye gerçek mi? |
| 356 | during | sırasında | edat | We stayed home during the storm. Fırtına sırasında evde kaldık. |
| 357 | hundred | yüz | sayı | The hall holds a hundred people. Salona yüz kişi sığar. |
| 358 | five | beş | sayı | I bought five apples. Beş elma aldım. |
| 359 | remember | hatırlamak | fiil | Do you remember my name? Adımı hatırlıyor musun? |
| 360 | step | adım | isim | Take one step forward. Bir adım ileri at. |
| 361 | early | erken | zarf | We arrived early. Erken vardık. |
| 362 | hold | tutmak | fiil | Hold my hand. Elimi tut. |
| 363 | west | batı | isim | The sun sets in the west. Güneş batıdan batar. |
| 364 | ground | zemin, yer | isim | The ground is wet. Zemin ıslak. |
| 365 | interest | ilgi | isim | She has an interest in art. Onun sanata ilgisi var. |
| 366 | reach | ulaşmak | fiil | We will reach the city soon. Yakında şehre ulaşacağız. |
| 367 | fast | hızlı | zarf | He runs fast. O hızlı koşar. |
| 368 | verb | fiil | isim | Run is a verb. Run bir fiildir. |
| 369 | sing | şarkı söylemek | fiil | Can you sing this song? Bu şarkıyı söyleyebilir misin? |
| 370 | listen | dinlemek | fiil | Listen to the teacher. Öğretmeni dinle. |
| 371 | six | altı | sayı | There are six students. Altı öğrenci var. |
| 372 | table | masa | isim | Dinner is on the table. Akşam yemeği masada. |
| 373 | travel | seyahat etmek | fiil | I love to travel. Seyahat etmeyi severim. |
| 374 | less | daha az | belirleyici | Use less salt. Daha az tuz kullan. |
| 375 | morning | sabah | isim | I walk every morning. Her sabah yürürüm. |
| 376 | ten | on | sayı | Count to ten. 10'a kadar say. |
| 377 | simple | basit | sıfat | This is a simple recipe. Bu basit bir tarif. |
| 378 | several | birkaç | belirleyici | I stayed for several days. Birkaç gün kaldım. |
| 379 | vowel | ünlü harf | isim | A is a vowel. A bir ünlü harftir. |
| 380 | toward | -e doğru | edat | Walk toward the station. İstasyona doğru yürü. |
| 381 | war | savaş | isim | The war ended years ago. Savaş yıllar önce sona erdi. |
| 382 | lay | koymak, sermek | fiil | Lay the blanket on the bed. Battaniyeyi yatağın üzerine ser. |
| 383 | against | -e karşı | edat | We played against another team. Başka bir takıma karşı oynadık. |
| 384 | pattern | desen | isim | I like the pattern on your shirt. Gömleğindeki deseni beğendim. |
| 385 | slow | yavaş | sıfat | The bus is slow today. Otobüs bugün yavaş. |
| 386 | center | merkez | isim | The library is in the city center. Kütüphane şehir merkezinde. |
| 387 | love | sevmek | fiil | I love my family. Ailemi seviyorum. |
| 388 | person | kişi | isim | Only one person is waiting. Sadece bir kişi bekliyor. |
| 389 | money | para | isim | I am saving money. Para biriktiriyorum. |
| 390 | serve | servis etmek | fiil | They serve breakfast at eight. Kahvaltıyı saat sekizde servis ederler. |
| 391 | appear | belirmek, görünmek | fiil | Stars appear at night. Yıldızlar gece görünür. |
| 392 | road | yol | isim | The road is closed. Yol kapalı. |
| 393 | map | harita | isim | Look at the map. Haritaya bak. |
| 394 | rain | yağmur | isim | The rain stopped. Yağmur durdu. |
| 395 | rule | kural | isim | Please follow the rule. Lütfen kurala uy. |
| 396 | govern | yönetmek | fiil | Elected leaders govern the country. Seçilmiş liderler ülkeyi yönetir. |
| 397 | pull | çekmek | fiil | Pull the door to open it. Açmak için kapıyı çek. |
| 398 | cold | soğuk | sıfat | The water is cold. Su soğuk. |
| 399 | notice | fark etmek | fiil | Did you notice the sign? Tabelayı fark ettin mi? |
| 400 | voice | ses (insan) | isim | She has a beautiful voice. Onun güzel bir sesi var. |
| 401 | unit | birim | isim | A meter is a unit of length. Metre bir uzunluk birimidir. |
| 402 | power | güç | isim | The machine needs more power. Makinenin daha fazla güce ihtiyacı var. |
| 403 | town | kasaba | isim | We live in a small town. Küçük bir kasabada yaşıyoruz. |
| 404 | fine | iyi | sıfat | I feel fine today. Bugün iyi hissediyorum. |
| 405 | certain | emin | sıfat | Are you certain about that? Bundan emin misin? |
| 406 | fly | uçmak | fiil | Birds fly over the lake. Kuşlar gölün üzerinden uçar. |
| 407 | fall | düşmek | fiil | Be careful not to fall. Düşmemeye dikkat et. |
| 408 | lead | yol göstermek | fiil | Can you lead us to the station? Bize istasyonun yolunu gösterebilir misin? |
| 409 | cry | ağlamak | fiil | Please don't cry. Lütfen ağlama. |
| 410 | dark | karanlık | sıfat | The room is dark. Oda karanlık. |
| 411 | machine | makine | isim | This machine makes coffee. Bu makine kahve yapıyor. |
| 412 | note | not | isim | Leave a note on the desk. Masaya bir not bırak. |
| 413 | wait | beklemek | fiil | Wait for me outside. Dışarıda beni bekle. |
| 414 | plan | plan | isim | We need a new plan. Yeni bir plana ihtiyacımız var. |
| 415 | figure | rakam, sayı | isim | Write the figure in the box. Rakamı kutuya yaz. |
| 416 | star | yıldız | isim | I saw a bright star. Parlak bir yıldız gördüm. |
| 417 | box | kutu | isim | The shoes are in the box. Ayakkabılar kutunun içinde. |
| 418 | noun | isim (sözcük türü) | isim | Table is a noun. Table bir isimdir. |
| 419 | field | tarla, saha | isim | The cows are in the field. İnekler tarlada. |
| 420 | rest | dinlenmek | fiil | You should rest today. Bugün dinlenmelisin. |
| 421 | correct | doğru | sıfat | Your answer is correct. Cevabın doğru. |
| 422 | able | yapabilen | sıfat | She is able to swim. O yüzebiliyor. |
| 423 | pound | sterlin | isim | The ticket costs one pound. Bilet bir sterlin. |
| 424 | done | yapılmış (do üçüncü hâl) | fiil | I have done my homework. Ödevimi yaptım. |
| 425 | beauty | güzellik | isim | We admired the beauty of the lake. Gölün güzelliğine hayran kaldık. |
| 426 | drive | araba sürmek | fiil | Can you drive? Araba sürebiliyor musun? |
| 427 | stood | ayakta durdu (stand geçmiş) | fiil | He stood by the door. O kapının yanında durdu. |
| 428 | contain | içermek | fiil | These biscuits contain nuts. Bu bisküviler kuruyemiş içeriyor. |
| 429 | front | ön | isim | Wait at the front of the building. Binanın önünde bekle. |
| 430 | teach | öğretmek | fiil | I teach English. İngilizce öğretiyorum. |
| 431 | week | hafta | isim | See you next week. Gelecek hafta görüşürüz. |
| 432 | final | son | sıfat | This is the final question. Bu son soru. |
| 433 | gave | verdi (give geçmiş) | fiil | She gave me a book. O bana bir kitap verdi. |
| 434 | green | yeşil | sıfat | The grass is green. Çimenler yeşil. |
| 435 | oh | ah, aa | ünlem | Oh, I forgot my keys! Aa, anahtarlarımı unuttum! |
| 436 | quick | hızlı | sıfat | Let's have a quick lunch. Hızlıca öğle yemeği yiyelim. |
| 437 | develop | geliştirmek | fiil | We want to develop a new app. Yeni bir uygulama geliştirmek istiyoruz. |
| 438 | ocean | okyanus | isim | The ocean is very deep. Okyanus çok derin. |
| 439 | warm | ılık, sıcak | sıfat | The room is warm. Oda sıcak. |
| 440 | free | ücretsiz | sıfat | The museum is free today. Müze bugün ücretsiz. |
| 441 | minute | dakika | isim | Wait a minute. Bir dakika bekle. |
| 442 | strong | güçlü | sıfat | He is very strong. O çok güçlü. |
| 443 | special | özel | sıfat | Today is a special day. Bugün özel bir gün. |
| 444 | mind | zihin | isim | Keep this in your mind. Bunu aklında tut. |
| 445 | behind | arkasında | edat | The garden is behind the house. Bahçe evin arkasında. |
| 446 | clear | açık, anlaşılır | sıfat | Your explanation is clear. Açıklaman anlaşılır. |
| 447 | tail | kuyruk | isim | The cat has a long tail. Kedinin uzun bir kuyruğu var. |
| 448 | produce | üretmek | fiil | These farms produce milk. Bu çiftlikler süt üretir. |
| 449 | fact | gerçek, olgu | isim | That is an interesting fact. Bu ilginç bir gerçek. |
| 450 | street | sokak | isim | Our street is quiet. Sokağımız sessiz. |
| 451 | inch | inç | isim | The screen is an inch wider. Ekran bir inç daha geniş. |
| 452 | multiply | çarpmak | fiil | Multiply five by two. Beşi ikiyle çarp. |
| 453 | nothing | hiçbir şey | zamir | There is nothing in the box. Kutunun içinde hiçbir şey yok. |
| 454 | course | kurs | isim | I am taking an English course. Bir İngilizce kursuna gidiyorum. |
| 455 | stay | kalmak | fiil | We will stay here tonight. Bu gece burada kalacağız. |
| 456 | wheel | tekerlek | isim | The bicycle has a broken wheel. Bisikletin bir tekerleği kırık. |
| 457 | full | dolu | sıfat | The bus is full. Otobüs dolu. |
| 458 | force | kuvvet | isim | You need more force to move it. Onu hareket ettirmek için daha fazla kuvvet gerekiyor. |
| 459 | blue | mavi | sıfat | The sky is blue. Gökyüzü mavi. |
| 460 | object | nesne | isim | What is this object? Bu nesne ne? |
| 461 | decide | karar vermek | fiil | We need to decide today. Bugün karar vermemiz gerekiyor. |
| 462 | surface | yüzey | isim | Clean the surface of the table. Masanın yüzeyini temizle. |
| 463 | deep | derin | sıfat | The lake is deep. Göl derin. |
| 464 | moon | ay | isim | The moon is bright tonight. Bu gece ay parlak. |
| 465 | island | ada | isim | We visited a small island. Küçük bir adayı ziyaret ettik. |
| 466 | foot | ayak | isim | My left foot hurts. Sol ayağım ağrıyor. |
| 467 | system | sistem | isim | The new system works well. Yeni sistem iyi çalışıyor. |
| 468 | busy | meşgul | sıfat | I am busy this morning. Bu sabah meşgulüm. |
| 469 | test | test, sınav | isim | We have a test tomorrow. Yarın bir sınavımız var. |
| 470 | record | kayıt | isim | Keep a record of your spending. Harcamalarının kaydını tut. |
| 471 | boat | tekne | isim | We rented a small boat. Küçük bir tekne kiraladık. |
| 472 | common | yaygın | sıfat | This is a common mistake. Bu yaygın bir hata. |
| 473 | gold | altın | isim | The ring is made of gold. Yüzük altından yapılmış. |
| 474 | possible | mümkün | sıfat | Is it possible to walk there? Oraya yürümek mümkün mü? |
| 475 | plane | uçak | isim | The plane leaves at noon. Uçak öğlen kalkıyor. |
| 476 | stead | yer (in someone's stead) | isim | She attended in my stead. O benim yerime katıldı. |
| 477 | dry | kuru | sıfat | Your clothes are dry now. Giysilerin artık kuru. |
| 478 | wonder | merak etmek | fiil | I wonder where he is. Onun nerede olduğunu merak ediyorum. |
| 479 | laugh | gülmek | fiil | That joke made me laugh. O şaka beni güldürdü. |
| 480 | thousand | bin | sayı | A thousand people attended. Bin kişi katıldı. |
| 481 | ago | önce | zarf | We met two years ago. İki yıl önce tanıştık. |
| 482 | ran | koştu (run geçmiş) | fiil | She ran to the bus stop. O otobüs durağına koştu. |
| 483 | check | kontrol etmek | fiil | Please check your answer. Lütfen cevabını kontrol et. |
| 484 | game | oyun | isim | Let's play a game. Hadi bir oyun oynayalım. |
| 485 | shape | şekil | isim | What shape is the table? Masa ne şekilde? |
| 486 | equate | eş tutmak | fiil | Do not equate money with happiness. Parayı mutlulukla eş tutma. |
| 487 | hot | sıcak | sıfat | The soup is hot. Çorba sıcak. |
| 488 | miss | özlemek | fiil | I miss my family. Ailemi özlüyorum. |
| 489 | brought | getirdi (bring geçmiş) | fiil | He brought some flowers. O biraz çiçek getirdi. |
| 490 | heat | ısı | isim | The heat is intense today. Bugün sıcaklık çok yoğun. |
| 491 | snow | kar | isim | The snow covered the road. Kar yolu kapladı. |
| 492 | tire | lastik | isim | The car needs a new tire. Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var. |
| 493 | bring | getirmek | fiil | Please bring your notebook. Lütfen defterini getir. |
| 494 | yes | evet | ünlem | Yes, I can help. Evet, yardım edebilirim. |
| 495 | distant | uzak | sıfat | We could see a distant mountain. Uzaktaki bir dağı görebiliyorduk. |
| 496 | fill | doldurmak | fiil | Fill the glass with water. Bardağı suyla doldur. |
| 497 | east | doğu | isim | The sun rises in the east. Güneş doğudan doğar. |
| 498 | paint | boyamak | fiil | We will paint the room blue. Odayı maviye boyayacağız. |
| 499 | language | dil | isim | English is an international language. İngilizce uluslararası bir dildir. |
| 500 | among | arasında (bir grup) | edat | She was standing among friends. O arkadaşlarının arasında duruyordu. |
| 501 | grand | görkemli | sıfat | The hotel has a grand entrance. Otelin görkemli bir girişi var. |
| 502 | ball | top | isim | Throw me the ball. Topu bana at. |
| 503 | yet | henüz | zarf | I have not finished yet. Henüz bitirmedim. |
| 504 | wave | dalga | isim | A large wave hit the boat. Büyük bir dalga tekneye çarptı. |
| 505 | drop | düşürmek | fiil | Be careful not to drop the glass. Bardağı düşürmemeye dikkat et. |
| 506 | heart | kalp | isim | Exercise is good for your heart. Egzersiz kalbin için iyidir. |
| 507 | am | olmak (I ile) | fiil | I am a student. Ben bir öğrenciyim. |
| 508 | present | hediye | isim | I bought a present for you. Senin için bir hediye aldım. |
| 509 | heavy | ağır | sıfat | This bag is heavy. Bu çanta ağır. |
| 510 | dance | dans etmek | fiil | They love to dance. Onlar dans etmeyi sever. |
| 511 | engine | motor | isim | The engine is running. Motor çalışıyor. |
| 512 | position | konum | isim | Mark your position on the map. Konumunu haritada işaretle. |
| 513 | arm | kol | isim | She raised her arm. O kolunu kaldırdı. |
| 514 | wide | geniş | sıfat | The river is wide. Nehir geniş. |
| 515 | sail | yelkenle gitmek | fiil | We sail across the lake. Gölü yelkenle geçeriz. |
| 516 | material | malzeme | isim | This material is soft. Bu malzeme yumuşak. |
| 517 | size | boyut, beden | isim | What size do you need? Hangi bedene ihtiyacın var? |
| 518 | vary | değişiklik göstermek | fiil | Prices vary from shop to shop. Fiyatlar dükkândan dükkâna değişir. |
| 519 | settle | yerleşmek | fiil | They want to settle in Izmir. İzmir'e yerleşmek istiyorlar. |
| 520 | speak | konuşmak | fiil | Do you speak English? İngilizce konuşuyor musun? |
| 521 | weight | ağırlık | isim | What is the weight of this box? Bu kutunun ağırlığı ne kadar? |
| 522 | general | genel | sıfat | I have a general question. Genel bir sorum var. |
| 523 | ice | buz | isim | Add some ice to the water. Suya biraz buz ekle. |
| 524 | matter | önemli olmak | fiil | Your opinion does matter. Senin fikrin gerçekten önemli. |
| 525 | circle | daire | isim | Draw a circle. Bir daire çiz. |
| 526 | pair | çift | isim | I need a pair of shoes. Bir çift ayakkabıya ihtiyacım var. |
| 527 | include | içermek | fiil | Does the price include breakfast? Fiyata kahvaltı dâhil mi? |
| 528 | divide | bölmek | fiil | Divide the cake into four pieces. Keki dört parçaya böl. |
| 529 | syllable | hece | isim | Cat has one syllable. Cat kelimesi tek hecelidir. |
| 530 | felt | hissetti (feel geçmiş) | fiil | I felt tired yesterday. Dün yorgun hissettim. |
| 531 | perhaps | belki | zarf | Perhaps we can meet tomorrow. Belki yarın buluşabiliriz. |
| 532 | pick | seçmek | fiil | Pick a card. Bir kart seç. |
| 533 | sudden | ani | sıfat | We heard a sudden noise. Ani bir ses duyduk. |
| 534 | count | saymak | fiil | Count the chairs. Sandalyeleri say. |
| 535 | square | kare | isim | Draw a square on the paper. Kâğıda bir kare çiz. |
| 536 | reason | sebep | isim | What is the reason for the delay? Gecikmenin sebebi ne? |
| 537 | length | uzunluk | isim | Measure the length of the room. Odanın uzunluğunu ölç. |
| 538 | represent | temsil etmek | fiil | These students represent our school. Bu öğrenciler okulumuzu temsil ediyor. |
| 539 | art | sanat | isim | She studies art. O sanat eğitimi alıyor. |
| 540 | subject | konu | isim | Let's discuss another subject. Başka bir konuyu görüşelim. |
| 541 | region | bölge | isim | This region is famous for tea. Bu bölge çayıyla ünlü. |
| 542 | energy | enerji | isim | I have more energy today. Bugün daha fazla enerjim var. |
| 543 | hunt | avlamak | fiil | Lions hunt at night. Aslanlar geceleri avlanır. |
| 544 | probable | muhtemel | sıfat | Rain is probable tomorrow. Yarın yağmur yağması muhtemel. |
| 545 | bed | yatak | isim | I go to bed early. Erken yatarım. |
| 546 | brother | erkek kardeş | isim | My brother plays football. Erkek kardeşim futbol oynar. |
| 547 | egg | yumurta | isim | I ate an egg for breakfast. Kahvaltıda bir yumurta yedim. |
| 548 | ride | binmek | fiil | Can you ride a bicycle? Bisiklete binebilir misin? |
| 549 | cell | hücre | isim | A cell is a basic unit of life. Hücre yaşamın temel birimidir. |
| 550 | believe | inanmak | fiil | I believe you. Sana inanıyorum. |
| 551 | fraction | kesir | isim | One half is a fraction. Bir bölü iki bir kesirdir. |
| 552 | forest | orman | isim | We walked in the forest. Ormanda yürüdük. |
| 553 | sit | oturmak | fiil | Please sit here. Lütfen buraya otur. |
| 554 | race | yarış | isim | She won the race. O yarışı kazandı. |
| 555 | window | pencere | isim | Open the window, please. Lütfen pencereyi aç. |
| 556 | store | mağaza | isim | The store closes at eight. Mağaza saat sekizde kapanıyor. |
| 557 | summer | yaz | isim | We swim in summer. Yazın yüzeriz. |
| 558 | train | tren | isim | The train is late. Tren gecikti. |
| 559 | sleep | uyumak | fiil | I sleep eight hours a night. Geceleri sekiz saat uyurum. |
| 560 | prove | kanıtlamak | fiil | Can you prove your claim? İddianı kanıtlayabilir misin? |
| 561 | lone | yalnız, tek | sıfat | A lone bird sat on the roof. Çatıda tek bir kuş duruyordu. |
| 562 | leg | bacak | isim | He hurt his leg. O bacağını incitti. |
| 563 | exercise | egzersiz | isim | Walking is good exercise. Yürümek iyi bir egzersizdir. |
| 564 | wall | duvar | isim | Hang the picture on the wall. Resmi duvara as. |
| 565 | catch | yakalamak | fiil | Can you catch the ball? Topu yakalayabilir misin? |
| 566 | mount | binmek | fiil | She learned to mount a horse. O ata binmeyi öğrendi. |
| 567 | wish | dilemek | fiil | I wish you a happy birthday. Sana mutlu bir doğum günü dilerim. |
| 568 | sky | gökyüzü | isim | The sky is clear. Gökyüzü açık. |
| 569 | board | tahta | isim | Write your answer on the board. Cevabını tahtaya yaz. |
| 570 | joy | sevinç | isim | The news filled us with joy. Haber bizi sevinçle doldurdu. |
| 571 | winter | kış | isim | It often snows in winter. Kışın sık sık kar yağar. |
| 572 | sat | oturdu (sit geçmiş) | fiil | We sat by the window. Pencerenin yanına oturduk. |
| 573 | written | yazılmış (write üçüncü hâl) | fiil | I have written a letter. Bir mektup yazdım. |
| 574 | wild | vahşi | sıfat | We saw a wild animal. Vahşi bir hayvan gördük. |
| 575 | instrument | müzik aleti | isim | Can you play an instrument? Bir müzik aleti çalabilir misin? |
| 576 | kept | sakladı (keep geçmiş) | fiil | She kept the old letters. O eski mektupları sakladı. |
| 577 | glass | bardak | isim | Please bring a glass of water. Lütfen bir bardak su getir. |
| 578 | grass | çimen | isim | The grass is wet. Çimenler ıslak. |
| 579 | cow | inek | isim | The cow is in the field. İnek tarlada. |
| 580 | job | iş | isim | He has a new job. Onun yeni bir işi var. |
| 581 | edge | kenar | isim | Stay away from the edge. Kenardan uzak dur. |
| 582 | sign | işaret, tabela | isim | Read the sign on the door. Kapıdaki tabelayı oku. |
| 583 | visit | ziyaret etmek | fiil | We visit our friends on Sundays. Pazar günleri arkadaşlarımızı ziyaret ederiz. |
| 584 | past | geçmiş | isim | She often talks about the past. O sık sık geçmişten bahseder. |
| 585 | soft | yumuşak | sıfat | This pillow is soft. Bu yastık yumuşak. |
| 586 | fun | eğlence | isim | The party was a lot of fun. Parti çok eğlenceliydi. |
| 587 | bright | parlak | sıfat | The room has a bright light. Odada parlak bir ışık var. |
| 588 | gas | gaz | isim | This stove uses gas. Bu ocak gazla çalışıyor. |
| 589 | weather | hava durumu | isim | The weather is sunny. Hava güneşli. |
| 590 | month | ay (zaman) | isim | We moved last month. Geçen ay taşındık. |
| 591 | million | milyon | sayı | A million people live here. Burada bir milyon kişi yaşıyor. |
| 592 | bear | ayı | isim | We saw a bear in the forest. Ormanda bir ayı gördük. |
| 593 | finish | bitirmek | fiil | I need to finish my work. İşimi bitirmem gerekiyor. |
| 594 | happy | mutlu | sıfat | She looks happy. O mutlu görünüyor. |
| 595 | hope | ummak | fiil | I hope you feel better soon. Umarım yakında daha iyi hissedersin. |
| 596 | flower | çiçek | isim | This flower smells nice. Bu çiçek güzel kokuyor. |
| 597 | clothe | giydirmek | fiil | They help feed and clothe children. Çocukların beslenmesine ve giydirilmesine yardım ediyorlar. |
| 598 | strange | tuhaf | sıfat | I heard a strange noise. Tuhaf bir ses duydum. |
| 599 | gone | gitmiş (go üçüncü hâl) | fiil | He has gone home. O eve gitti. |
| 600 | jump | zıplamak | fiil | The children love to jump. Çocuklar zıplamayı sever. |
| 601 | baby | bebek | isim | The baby is sleeping. Bebek uyuyor. |
| 602 | eight | sekiz | sayı | The box contains eight pencils. Kutuda sekiz kalem var. |
| 603 | village | köy | isim | My grandparents live in a village. Büyükanne ve büyükbabam bir köyde yaşıyor. |
| 604 | meet | buluşmak | fiil | Let's meet at the cafe. Kafede buluşalım. |
| 605 | root | kök | isim | The tree has a deep root. Ağacın derin bir kökü var. |
| 606 | buy | satın almak | fiil | I want to buy a book. Bir kitap satın almak istiyorum. |
| 607 | raise | kaldırmak | fiil | Raise your hand to ask a question. Soru sormak için elini kaldır. |
| 608 | solve | çözmek | fiil | Can you solve this problem? Bu sorunu çözebilir misin? |
| 609 | metal | metal | isim | The box is made of metal. Kutu metalden yapılmış. |
| 610 | whether | olup olmadığını | bağlaç | I don't know whether he is home. Onun evde olup olmadığını bilmiyorum. |
| 611 | push | itmek | fiil | Push the door gently. Kapıyı nazikçe it. |
| 612 | seven | yedi | sayı | There are seven days in a week. Bir haftada yedi gün vardır. |
| 613 | paragraph | paragraf | isim | Read the first paragraph. İlk paragrafı oku. |
| 614 | third | üçüncü | sıfat | Our apartment is on the third floor. Dairemiz üçüncü katta. |
| 615 | shall | -elim (öneri) | yardımcı fiil | Shall we go for a walk? Yürüyüşe çıkalım mı? |
| 616 | held | tuttu (hold geçmiş) | fiil | She held the baby carefully. O bebeği dikkatlice tuttu. |
| 617 | hair | saç | isim | She has long hair. Onun uzun saçları var. |
| 618 | describe | betimlemek, anlatmak | fiil | Can you describe your room? Odanı tarif edebilir misin? |
| 619 | cook | yemek pişirmek | fiil | I cook dinner every evening. Her akşam yemek pişiririm. |
| 620 | floor | zemin, kat | isim | The floor is clean. Zemin temiz. |
| 621 | either | iki seçenekten herhangi biri | belirleyici | You can take either bus. İki otobüsten birine binebilirsin. |
| 622 | result | sonuç | isim | The result was surprising. Sonuç şaşırtıcıydı. |
| 623 | burn | yanmak | fiil | Dry wood can burn quickly. Kuru odun hızla yanabilir. |
| 624 | hill | tepe | isim | We climbed a small hill. Küçük bir tepeye tırmandık. |
| 625 | safe | güvenli | sıfat | This road is safe. Bu yol güvenli. |
| 626 | cat | kedi | isim | The cat is asleep. Kedi uyuyor. |
| 627 | century | yüzyıl | isim | The bridge is a century old. Köprü bir yüzyıllık. |
| 628 | consider | düşünmek, değerlendirmek | fiil | Please consider my suggestion. Lütfen önerimi değerlendir. |
| 629 | type | tür | isim | What type of music do you like? Ne tür müzik seversin? |
| 630 | law | yasa | isim | Everyone must follow the law. Herkes yasaya uymalı. |
| 631 | bit | küçük parça, biraz | isim | Add a bit of salt. Biraz tuz ekle. |
| 632 | coast | kıyı | isim | We live near the coast. Kıyının yakınında yaşıyoruz. |
| 633 | copy | kopya | isim | Can I have a copy of the letter? Mektubun bir kopyasını alabilir miyim? |
| 634 | phrase | sözcük öbeği | isim | Learn one new phrase each day. Her gün yeni bir sözcük öbeği öğren. |
| 635 | silent | sessiz | sıfat | The room was silent. Oda sessizdi. |
| 636 | tall | uzun (boy) | sıfat | My brother is tall. Erkek kardeşim uzun boylu. |
| 637 | sand | kum | isim | The beach has soft sand. Plajın kumu yumuşak. |
| 638 | soil | toprak | isim | This plant needs rich soil. Bu bitkinin verimli toprağa ihtiyacı var. |
| 639 | roll | yuvarlamak | fiil | Roll the ball toward me. Topu bana doğru yuvarla. |
| 640 | temperature | sıcaklık | isim | The temperature is rising. Sıcaklık yükseliyor. |
| 641 | finger | parmak | isim | She pointed with her finger. O parmağıyla işaret etti. |
| 642 | industry | sanayi, sektör | isim | He works in the tourism industry. O turizm sektöründe çalışıyor. |
| 643 | value | değer | isim | The house has increased in value. Evin değeri arttı. |
| 644 | fight | kavga etmek | fiil | Please don't fight. Lütfen kavga etmeyin. |
| 645 | lie | yalan söylemek | fiil | You should never lie. Asla yalan söylememelisin. |
| 646 | beat | yenmek | fiil | Our team can beat them. Takımımız onları yenebilir. |
| 647 | excite | heyecanlandırmak | fiil | New ideas excite me. Yeni fikirler beni heyecanlandırır. |
| 648 | natural | doğal | sıfat | This soap has natural ingredients. Bu sabun doğal içeriklere sahip. |
| 649 | view | manzara | isim | The room has a sea view. Odanın deniz manzarası var. |
| 650 | sense | duyu | isim | Dogs have a strong sense of smell. Köpeklerin güçlü bir koku alma duyusu vardır. |
| 651 | ear | kulak | isim | My left ear hurts. Sol kulağım ağrıyor. |
| 652 | else | başka | zarf | Who else is coming? Başka kim geliyor? |
| 653 | quite | oldukça | zarf | The room is quite large. Oda oldukça büyük. |
| 654 | broke | kırdı (break geçmiş) | fiil | He broke a glass. O bir bardak kırdı. |
| 655 | case | durum, vaka | isim | This is an unusual case. Bu alışılmadık bir durum. |
| 656 | middle | orta | isim | Stand in the middle of the room. Odanın ortasında dur. |
| 657 | kill | öldürmek | fiil | Extreme heat can kill plants. Aşırı sıcak bitkileri öldürebilir. |
| 658 | son | oğul | isim | Their son is a student. Onların oğlu öğrenci. |
| 659 | lake | göl | isim | We walked around the lake. Gölün etrafında yürüdük. |
| 660 | moment | an | isim | Wait a moment, please. Lütfen bir an bekle. |
| 661 | scale | ölçek | isim | Check the scale of the map. Haritanın ölçeğini kontrol et. |
| 662 | loud | yüksek sesli | sıfat | The music is too loud. Müziğin sesi çok yüksek. |
| 663 | spring | ilkbahar | isim | Flowers bloom in spring. Çiçekler ilkbaharda açar. |
| 664 | observe | gözlemlemek | fiil | We observe birds in the park. Parkta kuşları gözlemleriz. |
| 665 | child | çocuk | isim | The child is playing. Çocuk oynuyor. |
| 666 | straight | düz | sıfat | Draw a straight line. Düz bir çizgi çiz. |
| 667 | consonant | ünsüz harf | isim | B is a consonant. B bir ünsüz harftir. |
| 668 | nation | ulus | isim | The whole nation celebrated. Bütün ulus kutlama yaptı. |
| 669 | dictionary | sözlük | isim | Look up the word in a dictionary. Kelimeyi sözlükte ara. |
| 670 | milk | süt | isim | I drink milk at breakfast. Kahvaltıda süt içerim. |
| 671 | speed | hız | isim | Reduce your speed here. Burada hızını azalt. |
| 672 | method | yöntem | isim | This method helps me learn. Bu yöntem öğrenmeme yardımcı oluyor. |
| 673 | organ | organ | isim | The heart is an important organ. Kalp önemli bir organdır. |
| 674 | pay | ödemek | fiil | Can I pay by card? Kartla ödeyebilir miyim? |
| 675 | age | yaş | isim | What is your age? Kaç yaşındasın? |
| 676 | section | bölüm | isim | Read the next section. Sonraki bölümü oku. |
| 677 | dress | elbise | isim | She wore a blue dress. O mavi bir elbise giydi. |
| 678 | cloud | bulut | isim | A cloud covered the sun. Bir bulut güneşi kapattı. |
| 679 | surprise | sürpriz | isim | The party was a surprise. Parti bir sürprizdi. |
| 680 | quiet | sessiz | sıfat | This is a quiet street. Burası sessiz bir sokak. |
| 681 | stone | taş | isim | He picked up a small stone. O küçük bir taş aldı. |
| 682 | tiny | çok küçük | sıfat | We saw a tiny bird. Çok küçük bir kuş gördük. |
| 683 | climb | tırmanmak | fiil | Can you climb that hill? Şu tepeye tırmanabilir misin? |
| 684 | cool | serin | sıfat | The evening is cool. Akşam serin. |
| 685 | design | tasarım | isim | I like the design of this chair. Bu sandalyenin tasarımını beğendim. |
| 686 | poor | yoksul | sıfat | They help poor families. Yoksul ailelere yardım ediyorlar. |
| 687 | lot | çok miktar (a lot) | isim | I learned a lot today. Bugün çok şey öğrendim. |
| 688 | experiment | deney | isim | We did an experiment in class. Derste bir deney yaptık. |
| 689 | bottom | alt, dip | isim | The keys are at the bottom of my bag. Anahtarlar çantamın dibinde. |
| 690 | key | anahtar | isim | I lost my key. Anahtarımı kaybettim. |
| 691 | iron | demir | isim | The gate is made of iron. Kapı demirden yapılmış. |
| 692 | single | tek | sıfat | I need a single ticket. Tek bir bilete ihtiyacım var. |
| 693 | stick | çubuk | isim | The dog carried a stick. Köpek bir çubuk taşıdı. |
| 694 | flat | düz | sıfat | We need a flat surface. Düz bir yüzeye ihtiyacımız var. |
| 695 | twenty | yirmi | sayı | There are twenty students. Yirmi öğrenci var. |
| 696 | skin | cilt, deri | isim | This cream protects your skin. Bu krem cildini korur. |
| 697 | smile | gülümsemek | fiil | She always makes me smile. O beni her zaman gülümsetir. |
| 698 | crease | kırışıklık, kat izi | isim | There is a crease in my shirt. Gömleğimde bir kırışıklık var. |
| 699 | hole | delik | isim | There is a hole in my sock. Çorabımda bir delik var. |
| 700 | trade | ticaret | isim | Trade connects countries. Ticaret ülkeleri birbirine bağlar. |
| 701 | melody | melodi | isim | I remember the melody. Melodiyi hatırlıyorum. |
| 702 | trip | gezi | isim | How was your trip? Gezin nasıldı? |
| 703 | office | ofis | isim | My office is nearby. Ofisim yakında. |
| 704 | receive | almak (gönderilen şeyi) | fiil | You will receive a letter. Bir mektup alacaksın. |
| 705 | row | sıra | isim | Sit in the front row. Ön sıraya otur. |
| 706 | mouth | ağız | isim | Open your mouth. Ağzını aç. |
| 707 | exact | tam, kesin | sıfat | What is the exact time? Saat tam olarak kaç? |
| 708 | symbol | sembol | isim | A heart is a symbol of love. Kalp sevginin bir sembolüdür. |
| 709 | die | ölmek | fiil | Plants die without water. Bitkiler susuz ölür. |
| 710 | least | en az | belirleyici | This option costs the least money. Bu seçenek en az para tutuyor. |
| 711 | trouble | sorun, sıkıntı | isim | We had trouble finding the hotel. Oteli bulmakta zorlandık. |
| 712 | shout | bağırmak | fiil | Please don't shout. Lütfen bağırma. |
| 713 | except | hariç | edat | Everyone came except Ali. Ali hariç herkes geldi. |
| 714 | wrote | yazdı (write geçmiş) | fiil | She wrote a short story. O kısa bir hikâye yazdı. |
| 715 | seed | tohum | isim | Plant the seed in the soil. Tohumu toprağa ek. |
| 716 | tone | ton | isim | Her tone was friendly. Onun ses tonu dostçaydı. |
| 717 | join | katılmak | fiil | Would you like to join us? Bize katılmak ister misin? |
| 718 | suggest | önermek | fiil | What do you suggest? Ne öneriyorsun? |
| 719 | clean | temiz | sıfat | The kitchen is clean. Mutfak temiz. |
| 720 | break | kırmak | fiil | Be careful not to break the cup. Fincanı kırmamaya dikkat et. |
| 721 | lady | hanımefendi | isim | The lady at the desk helped us. Masadaki hanımefendi bize yardım etti. |
| 722 | yard | avlu, bahçe | isim | The children play in the yard. Çocuklar bahçede oynuyor. |
| 723 | rise | yükselmek | fiil | Prices often rise in summer. Fiyatlar yazın sık sık yükselir. |
| 724 | bad | kötü | sıfat | That is a bad idea. Bu kötü bir fikir. |
| 725 | blow | esmek | fiil | Strong winds blow here in winter. Burada kışın kuvvetli rüzgârlar eser. |
| 726 | oil | yağ | isim | Add some oil to the pan. Tavaya biraz yağ ekle. |
| 727 | blood | kan | isim | Blood carries oxygen through the body. Kan vücutta oksijen taşır. |
| 728 | touch | dokunmak | fiil | Do not touch the hot pan. Sıcak tavaya dokunma. |
| 729 | grew | büyüdü (grow geçmiş) | fiil | The tree grew quickly. Ağaç hızla büyüdü. |
| 730 | cent | sent | isim | One cent is a hundredth of a dollar. Bir sent, bir doların yüzde biridir. |
| 731 | mix | karıştırmak | fiil | Mix the flour with water. Unu suyla karıştır. |
| 732 | team | takım | isim | Our team won the match. Takımımız maçı kazandı. |
| 733 | wire | tel | isim | The wire connects the two parts. Tel iki parçayı birbirine bağlar. |
| 734 | cost | maliyet | isim | What is the total cost? Toplam maliyet ne kadar? |
| 735 | lost | kaybetti (lose geçmiş) | fiil | I lost my phone. Telefonumu kaybettim. |
| 736 | brown | kahverengi | sıfat | He has brown eyes. Onun kahverengi gözleri var. |
| 737 | wear | giymek | fiil | Wear a warm coat. Sıcak tutan bir palto giy. |
| 738 | garden | bahçe | isim | We grow flowers in our garden. Bahçemizde çiçek yetiştiriyoruz. |
| 739 | equal | eşit | sıfat | The two pieces are equal. İki parça eşit. |
| 740 | sent | gönderdi (send geçmiş) | fiil | I sent you a message. Sana bir mesaj gönderdim. |
| 741 | choose | seçmek | fiil | Choose your favorite color. En sevdiğin rengi seç. |
| 742 | fell | düştü (fall geçmiş) | fiil | The book fell off the table. Kitap masadan düştü. |
| 743 | fit | uymak (beden) | fiil | These shoes fit perfectly. Bu ayakkabılar tam oluyor. |
| 744 | flow | akmak | fiil | Rivers flow toward the sea. Nehirler denize doğru akar. |
| 745 | fair | adil | sıfat | That is a fair decision. Bu adil bir karar. |
| 746 | bank | banka | isim | The bank opens at nine. Banka saat dokuzda açılıyor. |
| 747 | collect | toplamak | fiil | I collect old coins. Eski madeni paraları toplarım. |
| 748 | save | biriktirmek | fiil | I save money every month. Her ay para biriktiririm. |
| 749 | control | kontrol etmek | fiil | You can control the volume. Ses düzeyini kontrol edebilirsin. |
| 750 | decimal | ondalık sayı | isim | Write the answer as a decimal. Cevabı ondalık sayı olarak yaz. |
| 751 | gentle | nazik, yumuşak | sıfat | He has a gentle voice. Onun yumuşak bir sesi var. |
| 752 | woman | kadın | isim | The woman is a doctor. Kadın bir doktor. |
| 753 | captain | kaptan | isim | The captain welcomed us aboard. Kaptan bizi gemide karşıladı. |
| 754 | practice | alıştırma | isim | Learning a language takes practice. Dil öğrenmek alıştırma gerektirir. |
| 755 | separate | ayrı | sıfat | We have separate rooms. Ayrı odalarımız var. |
| 756 | difficult | zor | sıfat | This exercise is difficult. Bu alıştırma zor. |
| 757 | doctor | doktor | isim | You should see a doctor. Bir doktora görünmelisin. |
| 758 | please | lütfen | zarf | Please sit down. Lütfen otur. |
| 759 | protect | korumak | fiil | This hat will protect you from the sun. Bu şapka seni güneşten koruyacak. |
| 760 | noon | öğle | isim | We meet at noon. Öğlen buluşuruz. |
| 761 | whose | kimin | belirleyici | Whose bag is this? Bu çanta kimin? |
| 762 | locate | yerini bulmak | fiil | Can you locate the town on the map? Kasabanın yerini haritada bulabilir misin? |
| 763 | ring | yüzük | isim | She wears a silver ring. O gümüş bir yüzük takıyor. |
| 764 | character | karakter | isim | Who is your favorite character? En sevdiğin karakter kim? |
| 765 | insect | böcek | isim | An insect landed on the flower. Bir böcek çiçeğe kondu. |
| 766 | caught | yakaladı (catch geçmiş) | fiil | He caught the ball. O topu yakaladı. |
| 767 | period | dönem | isim | It was a difficult period. Zor bir dönemdi. |
| 768 | indicate | göstermek, belirtmek | fiil | The signs indicate the exit. Tabelalar çıkışı gösteriyor. |
| 769 | radio | radyo | isim | I listen to the radio. Radyo dinlerim. |
| 770 | spoke | konuştu (speak geçmiş) | fiil | We spoke on the phone. Telefonda konuştuk. |
| 771 | atom | atom | isim | An atom is very small. Bir atom çok küçüktür. |
| 772 | human | insana ait | sıfat | We study human behavior. İnsan davranışlarını inceleriz. |
| 773 | history | tarih | isim | I enjoy learning history. Tarih öğrenmekten hoşlanırım. |
| 774 | effect | etki | isim | Music has a calming effect. Müziğin sakinleştirici bir etkisi var. |
| 775 | electric | elektrikli | sıfat | He drives an electric car. O elektrikli bir araba kullanıyor. |
| 776 | expect | beklemek, ummak | fiil | We expect good weather. İyi hava bekliyoruz. |
| 777 | crop | tarım ürünü | isim | Rice is an important crop. Pirinç önemli bir tarım ürünüdür. |
| 778 | modern | modern | sıfat | The city has a modern library. Şehirde modern bir kütüphane var. |
| 779 | element | öğe, unsur | isim | Trust is an important element of friendship. Güven, arkadaşlığın önemli bir unsurudur. |
| 780 | hit | vurmak | fiil | Try to hit the ball. Topa vurmaya çalış. |
| 781 | student | öğrenci | isim | Every student needs a notebook. Her öğrencinin bir deftere ihtiyacı var. |
| 782 | corner | köşe | isim | The cafe is on the corner. Kafe köşede. |
| 783 | party | parti | isim | We are having a birthday party. Bir doğum günü partisi düzenliyoruz. |
| 784 | supply | tedarik etmek | fiil | These farms supply fresh milk. Bu çiftlikler taze süt tedarik eder. |
| 785 | bone | kemik | isim | The dog found a bone. Köpek bir kemik buldu. |
| 786 | rail | ray | isim | The train runs on a steel rail. Tren çelik ray üzerinde gider. |
| 787 | imagine | hayal etmek | fiil | Imagine living by the sea. Deniz kenarında yaşadığını hayal et. |
| 788 | provide | sağlamak | fiil | The hotel will provide towels. Otel havlu sağlayacak. |
| 789 | agree | aynı fikirde olmak | fiil | I agree with you. Seninle aynı fikirdeyim. |
| 790 | thus | böylece | zarf | We left early and thus avoided traffic. Erken çıktık ve böylece trafiğe takılmadık. |
| 791 | capital | başkent | isim | Ankara is the capital of Türkiye. Ankara Türkiye'nin başkentidir. |
| 792 | won't | -meyecek (will not) | yardımcı fiil | I won't be late. Geç kalmayacağım. |
| 793 | chair | sandalye | isim | Take a chair and sit down. Bir sandalye al ve otur. |
| 794 | danger | tehlike | isim | The sign warns of danger. Tabela tehlikeye karşı uyarıyor. |
| 795 | fruit | meyve | isim | I eat fruit every day. Her gün meyve yerim. |
| 796 | rich | zengin | sıfat | He is a rich man. O zengin bir adam. |
| 797 | thick | kalın | sıfat | This book has thick pages. Bu kitabın sayfaları kalın. |
| 798 | soldier | asker | isim | The soldier returned home. Asker eve döndü. |
| 799 | process | süreç | isim | Learning is a slow process. Öğrenmek yavaş ilerleyen bir süreçtir. |
| 800 | operate | çalıştırmak | fiil | Can you operate this machine? Bu makineyi çalıştırabilir misin? |
| 801 | guess | tahmin etmek | fiil | Can you guess the answer? Cevabı tahmin edebilir misin? |
| 802 | necessary | gerekli | sıfat | A passport is necessary for this trip. Bu gezi için pasaport gerekli. |
| 803 | sharp | keskin | sıfat | Be careful with that sharp knife. Şu keskin bıçağa dikkat et. |
| 804 | wing | kanat | isim | The bird hurt its wing. Kuş kanadını incitti. |
| 805 | create | yaratmak, oluşturmak | fiil | Let's create a new plan. Yeni bir plan oluşturalım. |
| 806 | neighbor | komşu | isim | Our neighbor has a dog. Komşumuzun bir köpeği var. |
| 807 | wash | yıkamak | fiil | Wash your hands before eating. Yemekten önce ellerini yıka. |
| 808 | bat | yarasa | isim | A bat flew out of the cave. Mağaradan bir yarasa uçtu. |
| 809 | rather | oldukça | zarf | It is rather cold today. Bugün hava oldukça soğuk. |
| 810 | crowd | kalabalık | isim | A large crowd waited outside. Büyük bir kalabalık dışarıda bekliyordu. |
| 811 | corn | mısır | isim | We grow corn on our farm. Çiftliğimizde mısır yetiştiriyoruz. |
| 812 | compare | karşılaştırmak | fiil | Compare the two pictures. İki resmi karşılaştır. |
| 813 | poem | şiir | isim | She wrote a short poem. O kısa bir şiir yazdı. |
| 814 | string | ip | isim | Tie the box with string. Kutuyu iple bağla. |
| 815 | bell | zil | isim | The bell rang at nine. Zil saat dokuzda çaldı. |
| 816 | depend | bağlı olmak | fiil | Children depend on their parents. Çocuklar ebeveynlerine bağımlıdır. |
| 817 | meat | et | isim | This soup contains meat. Bu çorba et içeriyor. |
| 818 | rub | ovmak | fiil | Rub your hands together to warm them. Isıtmak için ellerini birbirine ovuştur. |
| 819 | tube | tüp | isim | I need a tube of toothpaste. Bir tüp diş macununa ihtiyacım var. |
| 820 | famous | ünlü | sıfat | She is a famous singer. O ünlü bir şarkıcı. |
| 821 | dollar | dolar | isim | It costs one dollar. Bir dolar tutuyor. |
| 822 | stream | dere | isim | A stream flows through the forest. Ormanın içinden bir dere akıyor. |
| 823 | fear | korku | isim | He has a fear of heights. Onun yükseklik korkusu var. |
| 824 | sight | görme duyusu | isim | Good sight helps you read. İyi görme yetisi okumaya yardımcı olur. |
| 825 | thin | ince | sıfat | The paper is very thin. Kâğıt çok ince. |
| 826 | triangle | üçgen | isim | A triangle has three sides. Bir üçgenin üç kenarı vardır. |
| 827 | planet | gezegen | isim | Earth is a planet. Dünya bir gezegendir. |
| 828 | hurry | acele etmek | fiil | We need to hurry. Acele etmemiz gerekiyor. |
| 829 | chief | baş, başlıca | sıfat | Safety is our chief concern. Başlıca kaygımız güvenlik. |
| 830 | colony | koloni | isim | We found a colony of ants. Bir karınca kolonisi bulduk. |
| 831 | clock | saat (cihaz) | isim | The clock is on the wall. Saat duvarda. |
| 832 | mine | benimki | zamir | That bag is mine. Şu çanta benimki. |
| 833 | tie | kravat | isim | He wears a blue tie. O mavi bir kravat takıyor. |
| 834 | enter | girmek | fiil | Please enter the room quietly. Lütfen odaya sessizce gir. |
| 835 | major | önemli, büyük | sıfat | This is a major problem. Bu önemli bir sorun. |
| 836 | fresh | taze | sıfat | We bought fresh bread. Taze ekmek aldık. |
| 837 | search | aramak | fiil | Search the room for your keys. Anahtarlarını bulmak için odayı ara. |
| 838 | send | göndermek | fiil | Please send me a message. Lütfen bana bir mesaj gönder. |
| 839 | yellow | sarı | sıfat | She has a yellow umbrella. Onun sarı bir şemsiyesi var. |
| 840 | gun | silah | isim | The guard carried a gun. Muhafız bir silah taşıyordu. |
| 841 | allow | izin vermek | fiil | They allow dogs in the park. Parkta köpeklere izin veriyorlar. |
| 842 | yazdırmak | fiil | Can you print this page? Bu sayfayı yazdırabilir misin? | |
| 843 | dead | ölü | sıfat | The tree is dead. Ağaç ölmüş. |
| 844 | spot | leke | isim | There is a spot on your shirt. Gömleğinde bir leke var. |
| 845 | desert | çöl | isim | The desert is very dry. Çöl çok kuru. |
| 846 | suit | takım elbise | isim | He wore a black suit. O siyah bir takım elbise giydi. |
| 847 | current | güncel, şimdiki | sıfat | What is your current address? Şu anki adresin ne? |
| 848 | lift | kaldırmak | fiil | Can you lift this box? Bu kutuyu kaldırabilir misin? |
| 849 | rose | gül | isim | She gave me a red rose. O bana kırmızı bir gül verdi. |
| 850 | continue | devam etmek | fiil | Let's continue the lesson. Derse devam edelim. |
| 851 | block | blok | isim | The child played with a wooden block. Çocuk ahşap bir blokla oynadı. |
| 852 | chart | grafik | isim | This chart shows the results. Bu grafik sonuçları gösteriyor. |
| 853 | hat | şapka | isim | Wear a hat in the sun. Güneşte şapka tak. |
| 854 | sell | satmak | fiil | They sell fresh fruit here. Burada taze meyve satıyorlar. |
| 855 | success | başarı | isim | We celebrated our success. Başarımızı kutladık. |
| 856 | company | şirket | isim | She works for a small company. O küçük bir şirkette çalışıyor. |
| 857 | subtract | çıkarmak (matematik) | fiil | Subtract two from ten. Ondan ikiyi çıkar. |
| 858 | event | etkinlik, olay | isim | The event starts at six. Etkinlik saat altıda başlıyor. |
| 859 | particular | belirli | sıfat | Is there a particular book you want? İstediğin belirli bir kitap var mı? |
| 860 | deal | anlaşma | isim | We made a good deal. İyi bir anlaşma yaptık. |
| 861 | swim | yüzmek | fiil | Can you swim? Yüzebilir misin? |
| 862 | term | terim | isim | What does this term mean? Bu terim ne anlama geliyor? |
| 863 | opposite | karşısında | edat | The bank is opposite the school. Banka okulun karşısında. |
| 864 | wife | eş (kadın) | isim | His wife is a teacher. Onun eşi bir öğretmen. |
| 865 | shoe | ayakkabı | isim | There is a stone in my shoe. Ayakkabımın içinde bir taş var. |
| 866 | shoulder | omuz | isim | She carried a bag on her shoulder. O omzunda bir çanta taşıdı. |
| 867 | spread | yaymak | fiil | Spread butter on the bread. Ekmeğe tereyağı sür. |
| 868 | arrange | düzenlemek | fiil | Can you arrange the chairs? Sandalyeleri düzenleyebilir misin? |
| 869 | camp | kamp yapmak | fiil | We camp near the lake. Gölün yakınında kamp yaparız. |
| 870 | invent | icat etmek | fiil | They want to invent a new machine. Yeni bir makine icat etmek istiyorlar. |
| 871 | cotton | pamuk | isim | This shirt is made of cotton. Bu gömlek pamuktan yapılmış. |
| 872 | born | doğmuş | sıfat | I was born in Ankara. Ankara'da doğdum. |
| 873 | determine | belirlemek | fiil | We need to determine the cause. Sebebi belirlememiz gerekiyor. |
| 874 | quart | kuart (hacim ölçüsü) | isim | The bottle holds a quart of milk. Şişe bir kuart süt alır. |
| 875 | nine | dokuz | sayı | I have nine pencils. Dokuz kalemim var. |
| 876 | truck | kamyon | isim | The truck carried heavy boxes. Kamyon ağır kutular taşıdı. |
| 877 | noise | gürültü | isim | Please stop making noise. Lütfen gürültü yapmayı bırak. |
| 878 | level | seviye | isim | The water level is rising. Su seviyesi yükseliyor. |
| 879 | chance | şans, fırsat | isim | Give me another chance. Bana bir şans daha ver. |
| 880 | gather | toplanmak | fiil | We gather in the hall. Salonda toplanırız. |
| 881 | shop | dükkân | isim | The shop is open. Dükkân açık. |
| 882 | stretch | esnetmek | fiil | Stretch your legs after sitting. Oturduktan sonra bacaklarını esnet. |
| 883 | throw | atmak | fiil | Throw the ball to me. Topu bana at. |
| 884 | shine | parlamak | fiil | Stars shine at night. Yıldızlar gece parlar. |
| 885 | property | mülk | isim | They bought a property near the coast. Kıyı yakınında bir mülk aldılar. |
| 886 | column | sütun | isim | Write the names in this column. İsimleri bu sütuna yaz. |
| 887 | molecule | molekül | isim | A water molecule contains three atoms. Bir su molekülü üç atom içerir. |
| 888 | select | seçmek | fiil | Select the correct answer. Doğru cevabı seç. |
| 889 | wrong | yanlış | sıfat | That answer is wrong. O cevap yanlış. |
| 890 | gray | gri | sıfat | The sky is gray. Gökyüzü gri. |
| 891 | repeat | tekrarlamak | fiil | Please repeat the sentence. Lütfen cümleyi tekrar et. |
| 892 | require | gerektirmek | fiil | Some plants require more water. Bazı bitkiler daha fazla su gerektirir. |
| 893 | broad | geniş | sıfat | The river is broad here. Nehir burada geniş. |
| 894 | prepare | hazırlamak | fiil | Let's prepare dinner. Akşam yemeğini hazırlayalım. |
| 895 | salt | tuz | isim | This soup needs more salt. Bu çorbaya daha fazla tuz gerekiyor. |
| 896 | nose | burun | isim | My nose is cold. Burnum üşüyor. |
| 897 | plural | çoğul | sıfat | Children is a plural noun. Children çoğul bir isimdir. |
| 898 | anger | öfke | isim | He tried to control his anger. O öfkesini kontrol etmeye çalıştı. |
| 899 | claim | iddia etmek | fiil | They claim the product is safe. Ürünün güvenli olduğunu iddia ediyorlar. |
| 900 | continent | kıta | isim | Africa is a large continent. Afrika büyük bir kıtadır. |
| 901 | oxygen | oksijen | isim | We need oxygen to breathe. Nefes almak için oksijene ihtiyacımız var. |
| 902 | sugar | şeker | isim | Do you want sugar in your tea? Çayına şeker ister misin? |
| 903 | death | ölüm | isim | The story is about life and death. Hikâye yaşam ve ölüm hakkında. |
| 904 | pretty | güzel | sıfat | That is a pretty dress. Şu güzel bir elbise. |
| 905 | skill | beceri | isim | Cooking is a useful skill. Yemek yapmak yararlı bir beceridir. |
| 906 | women | kadınlar | isim | Three women joined the team. Takıma üç kadın katıldı. |
| 907 | season | mevsim | isim | Spring is my favorite season. İlkbahar en sevdiğim mevsim. |
| 908 | solution | çözüm | isim | We found a simple solution. Basit bir çözüm bulduk. |
| 909 | magnet | mıknatıs | isim | The magnet sticks to the fridge. Mıknatıs buzdolabına yapışır. |
| 910 | silver | gümüş | isim | The necklace is made of silver. Kolye gümüşten yapılmış. |
| 911 | thank | teşekkür etmek | fiil | I want to thank you for your help. Yardımın için sana teşekkür etmek istiyorum. |
| 912 | branch | dal | isim | A bird sat on the branch. Bir kuş dala kondu. |
| 913 | match | maç | isim | We watched the football match. Futbol maçını izledik. |
| 914 | suffix | son ek | isim | The suffix changes the word's meaning. Son ek kelimenin anlamını değiştirir. |
| 915 | especially | özellikle | zarf | I like fruit, especially apples. Meyveleri, özellikle elmaları severim. |
| 916 | fig | incir | isim | I ate a fresh fig. Taze bir incir yedim. |
| 917 | afraid | korkmuş | sıfat | She is afraid of spiders. O örümceklerden korkuyor. |
| 918 | huge | çok büyük | sıfat | They live in a huge house. Çok büyük bir evde yaşıyorlar. |
| 919 | sister | kız kardeş | isim | My sister studies medicine. Kız kardeşim tıp okuyor. |
| 920 | steel | çelik | isim | The bridge is made of steel. Köprü çelikten yapılmış. |
| 921 | discuss | tartışmak, görüşmek | fiil | Let's discuss the plan. Planı görüşelim. |
| 922 | forward | ileri | zarf | Take one step forward. Bir adım ileri at. |
| 923 | similar | benzer | sıfat | Our bags are similar. Çantalarımız benzer. |
| 924 | guide | rehber | isim | Our guide knows the city well. Rehberimiz şehri iyi tanıyor. |
| 925 | experience | deneyim | isim | Travel gives you new experience. Seyahat sana yeni deneyimler kazandırır. |
| 926 | score | puan | isim | What was your score? Puanın kaçtı? |
| 927 | apple | elma | isim | I eat an apple every day. Her gün bir elma yerim. |
| 928 | bought | satın aldı (buy geçmiş) | fiil | She bought a new coat. O yeni bir palto aldı. |
| 929 | led | yol gösterdi (lead geçmiş) | fiil | The guide led us to the museum. Rehber bizi müzeye götürdü. |
| 930 | pitch | ses perdesi | isim | The singer changed the pitch of her voice. Şarkıcı sesinin perdesini değiştirdi. |
| 931 | coat | palto | isim | Put on your coat. Paltonu giy. |
| 932 | mass | kütle | isim | We measured the mass of the object. Nesnenin kütlesini ölçtük. |
| 933 | card | kart | isim | Can I pay by card? Kartla ödeyebilir miyim? |
| 934 | band | müzik grubu | isim | The band played my favorite song. Müzik grubu en sevdiğim şarkıyı çaldı. |
| 935 | rope | halat | isim | Hold the rope tightly. Halatı sıkıca tut. |
| 936 | slip | kaymak | fiil | Be careful not to slip. Kaymamaya dikkat et. |
| 937 | win | kazanmak | fiil | I hope we win the game. Umarım oyunu kazanırız. |
| 938 | dream | rüya | isim | I had a strange dream. Tuhaf bir rüya gördüm. |
| 939 | evening | akşam | isim | We walk every evening. Her akşam yürürüz. |
| 940 | condition | durum | isim | The car is in good condition. Araba iyi durumda. |
| 941 | feed | beslemek | fiil | Please feed the cat. Lütfen kediyi besle. |
| 942 | tool | alet | isim | This tool is useful. Bu alet yararlı. |
| 943 | total | toplam | isim | What is the total? Toplam ne kadar? |
| 944 | basic | temel | sıfat | We learn basic English. Temel İngilizce öğreniyoruz. |
| 945 | smell | koklamak | fiil | Smell these flowers. Bu çiçekleri kokla. |
| 946 | valley | vadi | isim | A river flows through the valley. Vadinin içinden bir nehir akar. |
| 947 | nor | ne de | bağlaç | He likes neither tea nor coffee. O ne çay ne de kahve sever. |
| 948 | double | iki katına çıkarmak | fiil | We need to double the amount. Miktarı iki katına çıkarmamız gerekiyor. |
| 949 | seat | koltuk, oturacak yer | isim | Is this seat free? Bu koltuk boş mu? |
| 950 | arrive | varmak | fiil | We arrive at noon. Öğlen varırız. |
| 951 | master | ustalaşmak | fiil | It takes time to master a language. Bir dilde ustalaşmak zaman alır. |
| 952 | track | iz | isim | We followed an animal track. Bir hayvanın izini takip ettik. |
| 953 | parent | ebeveyn | isim | Each child came with a parent. Her çocuk bir ebeveyniyle geldi. |
| 954 | shore | kıyı | isim | We walked along the shore. Kıyı boyunca yürüdük. |
| 955 | division | bölme (matematik) | isim | We practiced division in class. Derste bölme işlemi çalıştık. |
| 956 | sheet | çarşaf | isim | Put a clean sheet on the bed. Yatağa temiz bir çarşaf ser. |
| 957 | substance | madde | isim | Water is a liquid substance. Su sıvı bir maddedir. |
| 958 | favor | iyilik | isim | Can you do me a favor? Bana bir iyilik yapabilir misin? |
| 959 | connect | bağlamak | fiil | Connect the cable to the computer. Kabloyu bilgisayara bağla. |
| 960 | post | göndermek (postayla) | fiil | I will post the letter tomorrow. Mektubu yarın postalayacağım. |
| 961 | spend | harcamak | fiil | I spend too much money on books. Kitaplara çok fazla para harcıyorum. |
| 962 | chord | akor | isim | Play this chord on the guitar. Gitarda bu akoru çal. |
| 963 | fat | yağ | isim | This food contains little fat. Bu yiyecek az yağ içerir. |
| 964 | glad | memnun, mutlu | sıfat | I am glad you came. Geldiğine sevindim. |
| 965 | original | özgün | sıfat | That is an original idea. Bu özgün bir fikir. |
| 966 | share | paylaşmak | fiil | We share an apartment. Bir daireyi paylaşıyoruz. |
| 967 | station | istasyon | isim | Meet me at the station. Benimle istasyonda buluş. |
| 968 | dad | baba | isim | My dad cooks dinner. Babam akşam yemeğini yapar. |
| 969 | bread | ekmek | isim | We bought fresh bread. Taze ekmek aldık. |
| 970 | charge | şarj etmek | fiil | I need to charge my phone. Telefonumu şarj etmem gerekiyor. |
| 971 | proper | uygun | sıfat | Wear proper shoes for walking. Yürüyüş için uygun ayakkabı giy. |
| 972 | bar | bar | isim | We met at a small bar. Küçük bir barda buluştuk. |
| 973 | offer | teklif etmek | fiil | They offer free lessons. Ücretsiz dersler sunuyorlar. |
| 974 | segment | bölüm, parça | isim | Watch the first segment of the video. Videonun ilk bölümünü izle. |
| 975 | slave | köle | isim | The book tells the story of a freed slave. Kitap, özgürlüğüne kavuşmuş bir kölenin hikâyesini anlatıyor. |
| 976 | duck | ördek | isim | A duck swam across the pond. Bir ördek göleti yüzerek geçti. |
| 977 | instant | an | isim | The light disappeared in an instant. Işık bir anda kayboldu. |
| 978 | market | pazar | isim | We buy vegetables at the market. Sebzeleri pazardan alırız. |
| 979 | degree | derece | isim | The temperature rose by one degree. Sıcaklık bir derece arttı. |
| 980 | populate | nüfusunu oluşturmak | fiil | Many different communities populate this region. Bu bölgede birçok farklı topluluk yaşıyor. |
| 981 | chick | civciv | isim | The chick followed its mother. Civciv annesini takip etti. |
| 982 | dear | sevgili | sıfat | She is a dear friend. O sevgili bir arkadaşım. |
| 983 | enemy | düşman | isim | The hero faced his enemy. Kahraman düşmanıyla yüzleşti. |
| 984 | reply | cevap vermek | fiil | Please reply to my message. Lütfen mesajıma cevap ver. |
| 985 | drink | içmek | fiil | I drink water after exercise. Egzersizden sonra su içerim. |
| 986 | occur | meydana gelmek | fiil | Accidents can occur on wet roads. Islak yollarda kazalar meydana gelebilir. |
| 987 | support | desteklemek | fiil | We support the local team. Yerel takımı destekliyoruz. |
| 988 | speech | konuşma | isim | She gave a short speech. O kısa bir konuşma yaptı. |
| 989 | nature | doğa | isim | We enjoy spending time in nature. Doğada vakit geçirmekten hoşlanırız. |
| 990 | range | aralık | isim | The shop has prices in a wide range. Mağazada geniş bir fiyat aralığı var. |
| 991 | steam | buhar | isim | Steam rose from the hot water. Sıcak sudan buhar yükseldi. |
| 992 | motion | hareket | isim | The camera detects motion. Kamera hareketi algılar. |
| 993 | path | patika, yol | isim | Follow the path to the lake. Göle giden patikayı takip et. |
| 994 | liquid | sıvı | isim | Pour the liquid into the bottle. Sıvıyı şişeye dök. |
| 995 | log | kütük | isim | They put a log on the fire. Ateşe bir kütük koydular. |
| 996 | meant | kastetti (mean geçmiş) | fiil | I meant to call you. Seni aramak istemiştim. |
| 997 | quotient | bölüm (bölme sonucu) | isim | The quotient of ten divided by two is five. 10'un 2'ye bölünmesinin sonucu 5'tir. |
| 998 | teeth | dişler | isim | Brush your teeth twice a day. Dişlerini günde iki kez fırçala. |
| 999 | shell | kabuk | isim | We found a shell on the beach. Plajda bir deniz kabuğu bulduk. |
| 1000 | neck | boyun | isim | My neck hurts. Boynum ağrıyor. |